Hasan Sabbah, 1162  yılında 80 yaşında, 34 yıldır hiç çıkmadığı Alamut Kalesi’nde öldüğü vakit, öncüsü olduğu hareket yok olmaz. Halefi olarak tayin ettiği kişi İmam’ın odasına geçip oturma cesaretini gösteremedi. Hasan Sabbah’ın ölümünden yıllar sonra dahi, Alamut halkı, onun oturduğu yerin duvarlarından bile ürkmüşlerdi. “Hayaletine rastlarız” korkusu ile artık kimselerin oturmadığı o semtte dolaşmaktan bile korkarlardı. Haşhaşilerin yaşamları, Hasan’ın vermiş olduğu talimat doğrultusunda aynı çilekeş durumları sürüp gitmekteydi. Reisin ölümü ile hiçbir şeyin değişmediğini göstermek için bile olsa daha fazla cinayet ve şiddet oluyordu. Hasan Sabbah’a yapılan bu biatlı disiplin, onun ölümünden sonra onlarca yıl sürdü.

Aylar yıllar geçtikçe, çocuklar büyüyüp geliştikçe kendilerini, Haşhaşilik durumlarını kendi kendilerine eleştirmeğe, ne ki bir çoğu tüm gençliklerinin her türlü eğlencenin yasak olduğu bir çeşit garnizon-manastır karışımı bu yerde neden geçirdiklerini sorgulamaya, soruşturmaya, söylenmeye başladılar. Gençler, bir oğul, bir kardeş ya da bir kocayı asla geri döndürmeyen bir görev uğruna kaybetmiş kadınlar tarafından teşvik edilir olmuşlardı.


“ŞERİAT YOK BEŞ VAKİT NAMAZ YASAKTIR”
Bu gizli, bastırılmış özlemleri dile getiren bir adam ortaya çıktı, Hasan’ın halef olarak atadığı adamın torunu idi, babası öldüğünde Tarikat’ın dördüncü reisi olacaktı. Veliaht’ın adı da Sabbah gibi Hasan idi, onu görenler, “işte kurtarıcımız” diye fısıldıyorlardı. Bu veliaht 1164 yılında Alamut Halkını meydana topladı şu tuhaf konuşmayı yaptı:

“-Dünyada oturan herkese sesleniyorum: Cinler, insanlar ve melekler! Çağdaş İmamınız sizi kutsuyor, geçmiş ve gelecek bütün günahlarınızı af ediyor. Şeriat’ı kaldırdığını ilan ediyor, çünkü diriliş vaktidir. Tanrı sizi Şeriat ile zora koştu, cenneti hak edersiniz diye. Hak ettiniz. Bugünden itibaren cennet sizindir. Artık Şeriat yok. Bütün yasaklar kaldırılmıştır. Beş vakit namaz yasaktır. Mademki artık cennetteyiz ve Tanrı ile iletişim halindeyiz, o halde sadece belirli saatlerde o’na başvurmamız gerek yok; beş vakit secde etmekte direnecek olanlar Diriliş’e inanmayanlardır. Artık dua etmek secde etmek inançsızlıktır”.

Kur’anan’ın cennetin içkisi diye nitelediği şaraba izin çıkmıştı. İçmemek günahtı.  O yıllarda yaşamış olan bir Acem tarihçi şöyle yazar: “Önüne gelen saz çalmaya hatta mimberin basamaklarına çıkıp şarap içmeye başladı”. Alamut’da büyük değişiklikler olmaya başladı, İslam kentlerini dehşete düşüren cinayetler son bulmuştu. İsamililer köktendinci olmalarına karşın daha hoşgörülü olmaya başladılar. Olaylar, yaşam böylece yüz yıl kadar devam ederken birden bire Moğolların istilası başladı.

Cengiz Han yönetimindeki Moğolların istilası ile Pekin, Buhara, Semerkant gibi nice ünlü kentler yerle bir edilmiş, halkı öldürülmüş, insanları hayvan gibi boğazlanmış, kadınlar subaylara peşkeş çekilmiş, esnaf köleleştirilmiş, geriye kalanlar kılıçtan geçirilmişti.

160 yıl boyunca, bütün istilacılara kafa tutmuş olan Haşhaşiler kalesi, Moğolların saldırılarına dayanamadı,  nice kentler, kaleler, beldeler gibi teslim oluverdi. Moğol hükümdarı Hülagü tarafından 1256 yılında yıkılarak ortadan kaldırıldı. 245 yıl ayakta kalan devlet, Hasan El Sabah tarafından 1011′de kurulmuştu.

Cengiz Han’ın Torunu Hülagu Han, bu askeri deha yapıtını görmeğe geldi Alamut’a. Anlatılanlara göre, Hasan Sabbah’tan beri onlarca yıl korunmuş, el değmemiş erzak bulundu. Böylece dünyanın en vahşi terör grubu Haşhaşiler, başka bir vahşi terör grubu Moğollar tarafından yok edildi.

HASAN SABBAH’IN KÜTÜPHANESİ YAKILDI
Hulagu Han, subaylarıyla çevreyi dolaştıktan sonra, askerlerine her şeyi yıkmalarını taş taş üstünde bırakmamalarını söyledi. Çağının en büyüklerinden olan kütüphanesine, Cüveyni adlı bir tarihçinin, on binlerce kitabın, el yazmasının bulunduğu bu yere içeriye girmesine izin verdi. Cüveyni, Hulagu’nun emriyle “Dünya Fatihi’nin Tarihi’ni yazmaktaydı.  Bu yapıt, günümüzde bile, Moğol istilaları konusunda en değerli kaynaktır.

Kütüphane kapısının dışında bir Moğol subayı ve bir el arabası tutan bir asker bekliyordu. Bu el arabasının alabildiği kadar kitap kurtarılabilecek, gerisi ateşe verilecekti. Tarihçi Cüveyni, ne kadar Kuran’ı kerim varsa toplayıp el arabasına koydu,  onlarla da zaten el arabası dolmuştu..

Cüveyni, kütüphanede elinde, koltuğunun altında ne kadar kitap alabilmişse o kadar aldı, bir Moğol subayı elinde bir meşaleyi sallayıp beklerken, Cüveyni’in çıkmasını istiyordu. Cüveyni, “Yıldızların ve Sayıların Sonsuz Gizi” adlı kitap yere düştüğünde eğilip yerden kaldırmadı. Kütüphane her yerinden, her köşesinde meşale ile tutuşturuldu. Binlerce insanın katliamcısı Haşhaşilerin Kütüphanesi, binlerce insanların katilleri Moğollar tarafından tutuşturulup yedi gün yedi gece yandı. Nice yapıt yok oldu, el yazması olan bu kitaplardan tek bir tanesi bile kalmadı.

By admin

kocaeli escort şişli escort şişli escort bayan ataşehir escort beylikdüzü escort escort ankara escort ankara escort izmir escort bayan izmir escort cialis istanbul evden eve nakliyat kartal escort pendik escort bayan izmir escort jigolo istanbul escort bayan maltepe escort istanbul escort bahis siteleri mobilbahis bets10 canlı bahis siteleri jojobet canlı bahis siteleri canlı bahis siteleri canlı bahis siteleri casino siteleri konya escort adana escort türkçe altyazılı porno adana escort mersin escort mersin escort türkçe altyazılı porno hd porno izle türkçe altyazili porno izmir escort escort bodrum escort türkçe altyazılı porno bodrum escort bayanlar bodrum escort kızları bayan bodrum escort porno izle bodrum escort escort bayan bodrum escort porno izle hd porno escort bayan türkçe altyazılı porno türkçe altyazılı porno Adana Escort
Antalya Escort
Antep Escort
Denizli Escort
Bursa Escort
İzmir Escort
Konya Escort
Malatya Escort
Mersin Escort
Ankara Escort
sakarya escort türkçe altyazılı porno türkçe altyazılı porno maltcasino grandbetting betnano mroyun mersin escort